Bilgiliyiz.COM Destekliyoruz!

DESTEKLİYORUZ..


Bilgiliyiz.Com
İnternet’de Bilgi ve Eğitim üzerine açılmış bir web sitesidir..Amacımız doğru ve kaliteli bilgileri sitemizde yayınlıyarak en iyi şekilde yararlı olmaktır.Güncel ve kaliteli bilgilerle siteye gelen ziyaretçilerin en iyi şekilde yararlanmasını sağlamaktır.

Yorum (0) Yorum yaz!

Veronika Ölmek İstiyor romanın özeti Veronika Ölmek İstiyor özet

KİTABIN ADI : VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR
KİTABIN YAZARI : PAULO COELHO
YAYIN EVİ VE ADRESİ : CAN YAYINLARI, HAYRİYE CADDESİ NO. 2 GALATASARAY-İSTANBUL
BASIM YILI : 2001


1.KİTABIN KONUSU : VERONİCA ADINDAKİ BİR KADININ İLAÇ İÇEREK İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNMASI VE BU GİRİŞİM SIRASINDA KALBİNİN RAHATSIZLAŞMASI SONUCU BİR HAFTALIK ÖMRÜ KALMASI VE KALAN ZAMANINI AKIL HASTAHANESİNDE NASIL GEÇİRDİĞİ ANLATILMAKTADIR.
2.KİTABIN ÖZETİ : VERONİKA BİR MANASTIRDA ODA KİRALAR.DÖRT KUTU HAP İÇEREK İNTİHAR EDER..KENDİSİNİ İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNMASININ NEDENİNİ İKİ NEDENE BAĞLIYORDU.BİRİNCİ NEDEN:YAŞAMINDAKİ HERŞEYİN HEP AYNI OLMASI VE GENÇLİĞİNİN SONA EREREK YAŞLANMAYA BAŞLAMASINDAN KORKMASI.İKİNCİ NEDEN İSE:DAHA FELSEFİYDİ.VERONİKA GAZETE OKUYAN,TELEVİZYON SEYREDEN,DÜNYADA OLUP BİTENLERDEN HABERDAR BİRİSİYDİ,ONA GÖRE HER ŞEY YANLIŞTI VE KENDİSİ HERHANGİ BİR ŞEYİ DÜZELTEBİLECEK DURUMDA OLMADIĞINI DÜŞÜNMESİYLE ACİZ OLDUĞU DUYGUSUNU GÜTMESİDİR.
BİR RAHİBE TARAFINDAN HASTANEYE KADIRILIR VE MİDESİ YIKANIR.KALBİNE İÇTİĞİ İLAÇLAR ZARAR VERİR VE BİR HAFTALIK ÖMRÜ KALIR.VİLETTE AKIL HASTANESİNE YATIRILIR.VERONİKA BURADA YENİ ARKADAŞLARLA TANIŞIR VE PİYANO ÇALMAYA BAŞLAR.HASTANEDE YATAN EDUARD ADINDA BİR KİŞİYE AŞIK OLUR.SON GÜNÜNDE HASTANENİN DIŞINDA ZAMANINI GEÇİREREK ÖLMEK İSTEDİĞİNİ DOKTORLARA SÖYLER.FAKAT DOKTORLA BUNA İZİN VERMEZ.AKŞAM OLDUĞUNDA EDUARD İLE BİRLİKTE HASTANEDEN KAÇAR.KENTİN EN PAHALI LOKANTASINA GİDERLER,EN GÜZEL YEMEKLERİNİ ISMARLARLAR VE EN PAHALI ŞARAPLARI İÇERLER.YÜKSEK SESLE KONUŞTUKLARI VE UYGUNSUZ DAVRANDIKLARI İÇİN GARSON TARAFINDAN DIŞARIYA ATILIRLAR.ONLAR DA KENTİN DIŞINDAKİ BOŞ BİR TEPEYE TIRMANIRLAR.BURADA İKİSİNİNDE UYKUSU GELİR VE TOPRAĞIN ÜSTÜNE UZANIRLA.SABAH OLDUĞUNDA VERONİKA ÖLMEMİŞTİ VE HALA YAŞAMAKTAYDI.HASTANADEKİ DOKTORLARIN DÜZENLİ VERDİĞİ İLAÇLAR VERONİKAYI ÖLÜMDEN KURTARMIŞTIR.














3. KİTABIN ANA FİKRİ : HAYATTA NEKADAR ZORLUKLARLA KARŞILAŞSAK BİLE YAŞAM SEVİNCİMİZİ ASLA KAYBETMEMELİYİZ.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : VERONİKA: HAYATTA HEP AYNI ŞEYLERİ YAPMAKTAN BIKMIŞ VE YAŞLANMAKTAN KORKMUŞ KORKAN BİRİSİDİR.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : KİTABIN KONUSU İNTİHAR ETMEK,ÖLÜM VE AKIL HASTALIKLARI OLDUĞU İÇİN OKUYUCUYU KARAMSAR DÜŞNCELERE İTMEKTEDİR.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :
PAULO COELHO: RİO DE JANEİRO’DA DOĞDU.ROMAN YAZARLIĞINA BAŞLAMADAN ÖNCE, OYUN YAZARI, TİYATRO YÖNETMENİ. VE SEVİLEN BİR ŞARKI SÖZÜ YAZARI İDİ.1988 YILINDA YAYINLANAN ÜÇÜNCÜ KİTABI SİMYACI COELHO’YU EN ÇOK OKUNAN ÇAĞDAŞ YAZARLARDAN BİRİ YAPTI. ÖTEKİ KİTAPLARI; BRİDA, VALKÜRLER VE PİEDRA IRMAĞININ KIYISINDA OTURDUM,AĞLADIM’IDR.SİMYACI KIRİKİ ÜLKEDE YAYINLANDI,YİRMİ ALTI DİLE ÇEVRİLDİ

Yorum (0) Yorum yaz!

Yüzbaşı Selahattin'in Romanı özeti Yüzbaşı Selahattin'in

KİTABIN ADI :YÜZBAŞI SELAHATTİN’İN ROMANI

KİTABIN YAZARI :İLHAN SELÇUK

YAYIN EVİ VE ADRESİ :ÇAĞDAŞ YAYINLARI CAĞALOĞLU-İSTANBUL

BASIM YILI :1988

1.KiTABIN KONUSU :
Bu romanda, değer yargılarıyla birlikte çöken Osmanlı İmparatorluğu’nu ayakta tutmak isteyenlerin dramı ve devletin çöküşünü durdurmak isteyen bir asker kuşağının fedakarlık destanının öyküsü en çarpıtıcı yönleriyle Yzb.Selahattin’in anılarıyla birlikte anlatılmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ :
Selahattin 1894’de Edirne’de doğdu.Çok yaramaz ve haylazdı.Hergün başına bir iş geliyordu. 1900 yılında babasının tayin olmasıyla Tekirdağ’a taşındı. Burada iki farklı ilkokula gitti.İlk başta ailesinin zoruyla istemediği okula gitti. Bunlardan birisi mahalle mektebidir. Burada kuran dersleri alır ve sürekli dayak yedi.Zaten o zamanlar çocuklar böyle okullara gönderilmekteydi.Selahattin’i çok seven ve okuyup büyük bir insan olmasını isteyen amcası Mehmet Bey , Selahattin’in ailesini zorda olsa ikna etti. Bunun üzerine modern eğitim veren başka bir ilkokula başladı.Okulda çok başarılıydı; fakat hayatında aynı güzellikler yoktu.Önce çok sevdiği büyükannesi daha sonra hayatının anlamını kaybetti.Hayat Selahattin için hiç iyi gitmiyordu.Babası Hasan Bey, İclal adında bir kadınla evlendi.Selahattin’in büyük annesi onu hiç ama hiç sevmiyordu.Selahattin’in de onu sevdiği söylenemezdi.İclal her fırsatta Selahattin’i evden göndermek için elinden geleni yapıyordu..Büyük çabalarla ilk önce Edirne askeri idadisini bitirip mektebi harbiyeye başladı.Daha sonra üvey annesinin ölüm haberini aldı. Babası da Selahattin Harbiye’deyken vefat etti. Selahattin’in okul hayatı hep büyük zorluklar altında geçti.Bir gün bile yüzü gülmedi; ama yine de çok başarılıydı.Bütün komutanları onun ilerde iyi bir subay olacağına kaant getiriyordu.Mezun olduktan sonra ilk tayini Çanakkale’deki 2 nci Kolorduya çıkar. İtalyan harbini Çanakkalede bulunan birliğinde yapar.Burada çok büyük vazifeler yerine getirir.Selahattin çok gözü kara bir Türk subayıdır.Hiç bir şeyden korkmaz.Vatan için gözünü kırpmadan kanının son damlasına kadar savaşır.Daha sonra ir görev için harekete geçer. İntikal ederken bindikleri vapur bir alayı alacak kapasitede değildir zaten vapur mürettebatının Yunanlı olması 3 saatlik yolu üç günde gitmelerine neden olur. İtalyan harbinden sonra gönüllü olarak Balkan harbine katılır. Buradayken tanıştığı arkadaşları vasıtasıyla İstanbula geldiğinde İttihat ve Terakki’nin eylemlerine gönüllü olarak katılır. Bu sırada çıkan 1nci Dünya savaşında 5nci Kuvvei Seferiyye karargahınıa tayin edilir. Savaş sırasında İran ve Kafkas cephelerinde çarpışır. Zor günler geçirir. Ardından Irak cephesinde çarpışır. Ama artık eski arkadaşlarıyla haberleşemez. Çünkü hepsi şehit olmuştur. Bağdat savunmasında elindeki imkanları en iyi şekilde kulanarak savunur. Fakat Bağdat’ın kaybedilmesinden sonra Bakü’yü korur. Sonuç gene hüsrandır. Bakü de kaybedilir. 1914’de 20 yaşında genç teğmenken hedefi tüm Türkleri biraraya getirmektir; ama hayatı istediğine olanak





vermez.Çünkü bunu başarmak bir hayalden farksızdı.Turancılık, Türk subaylarının o tarihlerde en çok yapmak istedikleri şeydi;fakat Osmanlı onlara bu konuda hiçbir yarar sağlayamıyor aksine durumu daha da kötüleştiriyordu.Selahattin ise ülkesinin bu haline çok üzülüyor silah arkadaşlarıyla birlikte bunu için bir çare arıyordu.Ama imkansızlıklar onların önüne hep engel oluyordu; ama içlerindeki vatan aşkı onları hayaatlarını koydukları bu yoldan çıkartamıyordu.Buna rağmen içlerinde mevkiisini kötüye kullanıyordu .Bunların önüne geçmeye çalışan Selahattin hep ezeliyor ve en kötü görevlere veriliyordu.Fakat Selahattin hiç bir zaman yılmamıştı.Herşeye rağmen görevinin başında dimdik ayaktaydı.Görevleri sırasında Anadoludaki gerçekleride görmüştü.Anadoluda Kürt ve Ermeni sorunu vardı.Kürtler eşkiyalık yapıyordu ve köylere dirlik vermiyorlardı.Ermeniler ise tam bir vahşet örneği sergiliyorlardı.Bunların etkisinde Anadolu insanının hayattan ve devletten hiçbir beklentisi kalmadığını gören Yüzbaşı Selahattin tamamen yıkılıyordu. Anadolu insanı aradağı kıvılcımı Mustafa Kemal’le buldu ve Cumhuriyetini ilan etti.Kurtuluş Savaşında da büyük hizmetler yapan Yüzbaşı Selahattin gururuna yediremediği bir olay üzerine daha ilerleyeceği bir zamanda emekli oldu.Üst düzeyde yetkililerden gelen birlikte çalışama isteklerini geri çeviriyordu.Meslekte kalsa çok yükselebilirdi; ama onun için önemli olan onurlu yaşamaktı.Selahattin’in Cumhuriyet yıllarında yaşadıkları da aynı adlı romanın ikincisinde anlatılmaktadır.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Türk insanı ve özellikle Türk subayı için vatan toprağının ne kadar değerli ve vazgeçilemez olduğu kitabın ana fikridir.Zaten kitap Yzb.Selahattin’in hayatını anlattığı için onun düşüncelerine bağlıdır.Onun tek bir düşencesi vardı: “Vatanın her karış toprağı mukaddestir ve hiç bir şeye değişilemez”.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
SELAHATTİN: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında büyük pay sahibi olan kahraman Türk subaylarından biridir.Vatan ve görev aşkı inanılamz derecede yüksektir.Hayatını ülkesine ve vatan toprağına adamıştır.Tüm imkansızlıklara rağmen görevini en iyi şekilde yerine getirmiştir.Örnek alınması gereken bir vatansever.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Atatürk’ün, kitabın yansıttığı fikirle paralel bir sözü vardı: “Türk tarinine bakarsanız, ulus hep Türk subaylarının omuzlarında yükselmiştir”.Bu sözü okudukça bir subay adayı olarak gurur duyuyor ve vazifemin ağırlığını hissederek daha çok çalışmam gerektiğine inanıyorum.
Yazar, Yzb.Selahattin’in anılarını en iyi şekilde kitabını yansıtmıştır.Böyle değerli bir insanın Kurtuluş mücadelesine ışık tutan anılarını okumak büyük bir şeref ve muhteşem bir duygu.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1925 yılında Aydın’da doğdu.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.(1950). Avukatlık, matbaacılık, dergi ve gazetelerde yazı işleri müdürlüğü yaptı. İlk yazıları 41 Buçuk isimli mizah dergisinde çıkmıştı (1952). Cumhuriyet gazetesinde fıkra yazarlığını sürdürüyor (1963- ).

ESERLER İlk iki kitabı gittiği yerler üzerine bir incelemedir:Güzel Amerikalı (1976), Uzak Komşu,





Rusya’dan Gezi Notları (1967).Mustafa Kemal’in Saati (1969)’nde belgesel yazılarını derledi, bir de roman yayınladı: Yüzbaşı Selahattin’in Romanı (iki cilt, 1973/75). Yeni kitapları: Sovyetler, İran, Amerika İzlenimleri (1976), Yeni Kırallar, Yeni Soytarılar (1976), Ağlamak ve Gülmek
(1982), Düşünüyorum Öyleyse Vurun (1984), Görülmüştür (1986), Ziverbey Köşkü (anı, 1987), Japon Gülü (1988).

Yorum (0) Yorum yaz!

Tek Çarık Yüzbaşı romanın özeti Tek Çarık Yüzbaşı özeti

KİTABIN ADI : Tek Çarık Yüzbaşı
KİTABIN YAZARI : Hakkı Kamil Beşe
YAYIN EVİ :
YAYIN ADRESİ : Gökçe oğlu mahallesi pul sokağı ali ulvi apt.Ankara
BASIM YILI :1946


1.Kitabın konusu:

Vatanını çok seven ve orduya tam kırk beş yıl hizmet ettikten sonra ,yüzbaşı olarak emekli olan bir adamın öyküsüdür.

2.Kitabın özeti:

Türk ordusunda uzun uzun yılların yıpratmadan,örselemeden bize kadar getirdiği taptaze bir gelenek var:İyi,çok,büyük şeyler yapmak,fakat yaptıkları ile asla öğünmemek! Bu sanki mukaddes bir töredir.Sanki asker ocağıda her Mehmetçiğe,her subay adayına ebcet ve fatiha(ilk ve son bilgi)olarak şu vecize öğretilir:
“Feda edilebilecek şeylerin sonuncusu hayattır;fakat,ey Türk askeri,şunu bil ki vatan uğrunda fedâ edebileceğin ilk değersiz şey hayatındır.”

Tek çarık yüzbaşı ; doksana merdiven dayayan,asker ocağına nefer olarak girip,yüzbaşı olarak çıkan ve orduya tam kırk beş yıl hizmet verdikten sonra emekli olna Geleyli yüzbaşı süleymen Karaca dır.Emekli olduktan sonra köyünde oturup,torunlarını yetiştirir.Yüzbaşı gücü yettiği kadar köylüyüde yetiştirir.Başı sıkışan akıl danışmak için ona koşar.Yedi,sekiz köyün akıl hocasıdır.Bu köylerden hiçbirinin okulu yokken o,kapı kapı dükkan dükkan dolaşmış,para toplamış,malzeme toplamış,işçi toplamış ve Geley’in okulunu yaptırmıştır.
Bir gün yüzbaşıyı görmeye memurlar gelir bunlar arasında,Kastamonu fidanlık müdürü Şevki Akalın,yüksek su mühendisi İbrahim Derin,Yüksek orman mühendisi Sait kantarel bulunur,bucak müdürü Nuri Tunçbilek ve bir de Celal Davut Arıbal vardır.Yüzbaşı kazaya gelen memurları birer ikişer evlendirerek kazaya bağlar.Yüzbaşı bu memurları ayak üstü türkü toplayan toy gençlere benzetir.Çünkü ne söyleseler halkı samimiyetlerine inandıramazlar bu memurlar ve bundan da çok şikayetçi olurlar yüzbaşıya.Yüzbaşı ise bu olaylar üstüne onlara bu benzetmeyi yapar ve bunu onların yüzlerine karşı söyler.
Köylülerin böyle davranmalarının sebebi ise köylünün söze değil yapılan işlere baktığıdır.yüzbaşı bunların kuru sözlerden ziyade onlardan somut icraatlar beklemektedir ve ancak o zaman köylünün güveni oluşacaktır.Bir gün hep birlikte köy odasında otururlarken yüzbaşı bazı delikanlıların öleceği besbelli olna bir öküzü sapasağlam diye bir yuttaşa satıldığını öğrenir ve bu olaya gerçekten çok üzülür.Bu sırada delikanlılarda köy odasında oturmaktadırlar ve kendi aralarında birşeyler fısıldamaktadırlar.

Bu arada falsoları ortaya çıkınca oradan savuşmak isterler. Bu en az, onların kabahatleri yüzlerine vurulduğu zaman utanç duyacak bir ahlak seviyesinde olduklarını, vicdanlarının henüz korkulacak derecede kararmadığını gösterir. Sonra delikanlıların çok üzüldüğünü ve vicdanlarının azap içinde olduğunu fark eden yüzbaşı onlara ve bir nevi herkese bir ders olsun diye onlara Fatih devrindeki ecdadımızın nefis bir menkıbesini anlatır.menkıbe şöyledir:bundan dört yüz doksan iki yıl önce İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet , fethin ertesi günü Bizans hapishane ve zindanlarında bulunanların salıverilmesini emreder.Emri yerine getiren memurlar saray bahçesinde yeraltı zindanında saçı sakalı birbirine karışmış,yaşlı başlı iki adama rastlarlar. bunlar hiçte suç işlemişe benzemezler.memurlar bunların ne zaman,niçin ve kim tarafından zindana atıldıklarını sorarlar.adamlardan biride kendilerinin bir zamanlar padişahın nedimlerinden olduklarını,memleketin gidişatını ve halini beğenmediklerini ve bu halin böyle devam etmesi durumunda devletin inkıraz bulacağını imparatora söylediklerini anlatır.İmparatorunda bunlardan bıkmış olup ve gazaba gelerek kendilerini zindana attırdığını söyler.Şimdi ise imparatoru görüp sözlerinin doğru çıktığını kanıtlamak isterler.Filozofların bu sözleri ta Fatih’in kulağına kadar gider.Fatih bu adamalrı yanına çağırtır ve görmek ister,adamlar Fatihe de aynı cevabı verirler.Bunun üzerine Fatihin emriyle filozoflar hamama götürülür,temizce yıkanıp,giydirilip tekrar padişahın huzuruna çıkarılırlar.Fatih bunlara:” madem bir devletin inkıraz alametlerini görüyorsunuz;gidin,benim memleketimi baştan başa gezin.Onda da inkıraz alametleri görüp görmediğinizi gelip bana söyleyin” der ve onlara bir kese altın uzatır filozofların bütün bu olanların üzerine derin bir şaşkınlıkla bursanın yolunu tutarlar.
“Anasının öldüğü gün vazifeye gelmeyen hakim”
Adamlar Bursa’da halkın namus ve doğrulukla işlerine, güçlerine devam ettiklerini , ibadet zamanlarında da camilerin dolup taşdığını görüp memnun kaldılar. Ardından da bir de mahkemeleri görelim derler. Hakimin huzurunda iki kişi vardır. Davacı diyordu ki:
Hakim efendi, ben bu adamdan bin kuruşa bir at satın aldım. At özürlü çıktı,çevirdim. Geri alma teklifini kabul etmediğini bildirdi. Bu defa hakim davacıya dönerek:
Peki madem bu adam atı geriye almadı; niçin hakime başvurup hayvanın gerş verilmesine hükmetmesini hemen istemedin dedi. Davacı ise;hakimin makamına geldiğini, ancak onu bulamadığını söyler. Hatta hakimin muhzırınında buna şahit olduğunu da söyler. Hakim davacıya hak verir. Hakim ogün validesinin öldüğünü ve ona karşı son vazifesini yerine getirmek için cenazesiyle mezarına kadar gittiği için makamında olmadığını söyler ve cebinden kesesini çıkartarak:
“Şu halde bu bin kuruşu ödemek bana düşüyor” diyerek parayı davacıya öder ve filozoflar bunun gibi bir kaç olaya da şahit olduktan sonra Fatih’in huzuruna çıkarak:
Padişahım dediler:”halkınızda bu ruh temizliği ve asalet, mahkemelerinizde bu adalet oldukça, korkmayınız,memleketiniz inkıraz bulmak şöyle dursun genişleyecek ve yükselecektir.”Yüzbaşı bunları anlattıktan sonra Fatih’in İstanbul’u fethettiğinde yirmiki yaşında bir delikanlı olduğunu tekrar hatırlatır ve bu menkıbelerden herkesin kıssadan hisse çıkarmasını ister.Herkesin çocukları ne yapıp ne edip okula göndemelerini orda onlara yalnızca çeşitli bilgi verilmeyeceğini ve aynı zamanda da iyi ve sağlam bir ahlak kazanacaklarını söyler.Bu olay sonundada delikanlılar alacakları dersin hepsini zaten alırlar ve yaptıklarından da pişmanlık duyarlar.bunlardan sonra memurlara gelince yüzbaşının da iknalarıyla hep birlikte köyü kalkındırmak için çare ararlar, ama köyün en büyük sorunu su sorunudur.Hayvanların dahi dili damağı su hasretiyle kuruyup kavrulan bu köylülerin bulanık su bile içlerini bulandıramaz.içleri kinsiz, şiddetsiz, hassetsiz ve tertemizdir.köylünün dizinde takati kalmamıştır, ama yüreğindeki güç ve umut olduğu gibi duruyordur.bunu en güzel örneği ise üç ay içinde kısıtlı imkanlara rağmen yapılan okuldur.Bucak müdürü yapacaklarını programlaştırıp ve bunları imece usulü ile yaptıkları takdirde köyün dört beş yıl içinde kalkınabileceğine inanmaktadır.Daha sonra bir dernek kurmaya karar verirler ve böylece köyün kalkınması daha kolay olacaktır.Derneğe bir de isim bulamak lazım gelir.ilk önce derneğe “Araç köylerinin kalkınmasına yardım derneği”diyelim derler.Fakat yüzbaşı bu ismin biraz uzun olduğunu söyler ve en iyisinin her kelimesinden birer ikişer harf almak suretiylekısa bir ad bulur.”AKKAYA Derneği” artık bu derneğin yeni adıdır.bundan sonrada hep beraber Akkayanın yolunu tutarlar.

3.Kitabın ana konusu:

Emekli olan bir yüzbaşı ve çevresine topladığı bir kaç memurla köylerini kalıkndırmak istemeleri ve bu uğurda sarfettikleri çabaları ve azimleriyle neler başardıklarını anlatmaktadır.

4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:

Kastamonu fidan müdürü ,Şevki Akalın,Yüksek su mühendisi İbrahim derin yüzbaşı buna sucu ibrahim de der.Sucu İbrahim araçtan evlidir.Yüksek orman mühendisi Sait kantarel…işletmeci sait diye de bilinir.yüzbaşı onun gelmesiyle kazaya bet bereket geldiğini,fakir fukaranın ve tüccarın hem cebinin hemde yüzünün gülmeye başladığını ve Belediye kasalarının da para görmeye başladığını söyler.Celal Davut Arıbal ise su döver bal çıkarır.Birde Bucak müdürü Nuri Tunçbilek vardır.yüzbaşı onu tam bir yüzbaşıya benzetir.Bölüğünün başında dimdik duran,karayağız,umut dolu,kartal yüzbaşıya…

5.Kitap hakkında şahsi görüşler:

Gerek konu bakımından, gereksede yörenin ağzının kitap ta vurgulanışı bakımından sürükleyici bir kitap.içinde küçük hikayelerinde bulunması anlatımı iyice süsleyip,okuyucuya kitabı okurken büyük bir haz vermektedir.

Yorum (0) Yorum yaz!

Yaralı Aşıklar romanın özeti Yaralı Aşıklar özeti

KİTABIN ADI
Yaralı Aşklar
KİTABIN YAZARI Erhan BENER
YAYINEVİ VE ADRESİ Remzi Kitabevi, A.Ş. Selvili Mescit Sk.Cağaloğlu 34440 İSTANBUL
BASIM TARİHİ Ekim 1998

1. KİTABIN KONUSU:
Kitap, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman gülünç yada traji-komik öykülerin bir derlemesidir. Sabırlık, Kahve Molası, İlk Aşk, Kaçış, Yataklı Vagonlar Mabudesi, Nazife Hanım’ la Kızları, Eski Kareler, Pavyonda, Sonuncu, Evlilik Ajansı, Eski Defter isimli öykülerden oluşmaktadır.

2. KİTABIN ÖZETİ :
--SABIRLIK--
Öykü, şehir dışında hatta dağ başında yalnız yaşayan bir ressamın genç kız ile olan ilişkisini anlatır.
Genç kız, daha önce bir dergide fotoğrafını gördüğü ressamın sergisine gitmiş ve bir resmini satın almıştı. Sonrasında ise kendisini yaşlı ressamın evine davet ettirmişti. Bu davetin gerekçesi ise ressama modellik yapmaktadır.
Hiç umulmadık vakitte ve zoraki bir davet üzerine genç kızın çıkagelmesi yaşlı ressamı epey şaşırtmıştı.
Başına buyruk ama aynı zamanda çekici olan genç kız yaşlı ressamı kaygılandırıyordu.
Genç kız tüm çekiciliği ile yaşlı ressamın kalbini fethetmişti. Ama ressam mantıklı bir iş yapmadığını düşünüyordu. Ne de olsa aralarında en az kırk yaş fark vardı. Mantığı ile sevgisi arasında kala kalmıştı. Ama buna son vermeliydi. Her ne kadar genç kız istemese de onu gönderdi. Bu ayrılış sırasında yaşlı ressam yol kenarındaki bitkileri göstererek :
“Bunlara yalnızca Bodrum’da rastlayabilirsin. İsmi “Sabırlık” tır. Kaktüsler iyice yaşlanıp kurumaya yüz tutarken göbeklerinden bu tür bitkiler çıkar. Bunlar kaktüsün ölümünün işaretidir. Ama bunu yeniden güç kazandığının belirtisi sanarak kendisini avutur” der.
Bu sözlerden genç kız hiçbir şey anlamamıştır.
--KAHVE MOLASI--
Öykü, sosyalist görüşlü birinin 12 EYLÜL öncesinde, öğrenci iken başından geçen bir öyküyü anlatır. Öykü, küçük bir olayın ya da rastlantının insanların yaşamında bazen çok büyük değişikliklere neden olabileceğini, ancak bu rastlantının sadece o kişi için önemli olduğunu, genel olarak bakıldığında hiçbir önemli değişikliliğe yol açmadığını anlatmaktadır.
--İLK AŞK--
Öykü, henüz lise çağındaki genç bir erkeğin kendinden yedi sekiz yaş büyük birine olan aşkını anlatıyor. Liseli genç için bu bayan, bir aşkın ötesinde bir masal tanrıçasıdır. Ona karşı beslediği, çoğu kez cinsel bir heyecan değildir. Ancak bu aşk da “yaralı bir aşk” olmaya mahkumdur.
--KAÇIŞ--
Bu öykü, Doğu Anadolu’ da, bir gazetecinin rastlantı sonucu gece vakti gittiği bir köyde başından geçen olayı anlatır.
Gazeteci köye vardığında köyde bir eğlence vardır. Bu, öğretmen olmak üzere iken ninesinin baskısıyla kendinden yaşça büyük olan ve sağır bir adamla evlendirilmek zorunda kalan genç bir kızın nişan gecesidir.
Genç kız, bu yaşlı adamla evlenmek istemez. Zira kasabada bir sevgilisi vardır ve ondan hamiledir. Kız gazetecinin yardımıyla o gece köyden kaçar ve sevgilisine kavuşur.
--YATAKLI VAGONLAR MABUDESİ--
Öykü, ikisi de evli olan bir politikacı ile bir yüksek memur bayanın ilişkisini bayanın ağzıyla anlatır.
Politikacı beyle memur bayan evliliklerinden pek memnun değillerdir. Çocuklarının okul-aile birliği toplantısında tanışmışlar ve birlikteliklerini ilerletmişlerdir. Bu birlikteliklerini, bir gecesini yataklı vagonda geçirecekleri bir İstanbul seyahatiyle sürdürmeyi düşünürler.
Bu tren yolculuğu sırasında başlarından umulmadık bir olay geçer. Politikacı bey bu olay karşısında mantığın gereği olan hareket tarzını seçmiştir. Ancak bayan, mantığın gereği olan bu davranışın sevgiye ters düşüp düşmediğini, sevginin gereğinin ne tür bir davranış olduğunu sorgulamaktadır.
--NAZİFE HANIM’ LA KIZLARI--
Öykü, lise çağlarında bir genç erkeğin ağzından anlatılmıştır.
Bu gencin babasının akrabası olan Nazife Hanım, eşini ve annesini yitirmiş bir bayandır. Nazife Hanım’ın iki kızı vardır. Nazife Hanım ile gencin babası daha önceleri aileleri tarafından evlendirilmek istenmiş ama bu mümkün olmamıştır. Nazife Hanım’ ın kimsesiz kalması karşısında gencin babası onları, kendilerinin oturduğu kasabaya davet etmiş, onlara ev tutmuş ve yardımcı olacağını söylemiştir.
Öyküde asıl anlatılan, bu genç ile Nazife Hanım’ ın kızları arasında geçen küçük kaçamaklardır. Genç bunlardan hem tedirgin olmakta hem de hoşlanmaktadır. Ancak bu kaçamakların birinde Nazife Hanım’ a yakalanırlar. Neticede bu kaçamaklar Nazife Hanım’ların kasabayı terk etmesiyle sona erer.
--ESKİ KARELER--
Eski bir sinema oyuncusu olan öykü kahramanı bir belediye otobüsü seyahati sırasında genç bir kızın ona tatlı bir gülümsemeyle baktığını farkeder. Yaşlı aktör, bu tatlı gülümsemeyi kızın kendisini televizyonda gösterilen eski filmlerinden tanımasına bağlar. Hatta tıpkı eski günlerdeki gibi kendisinin hala çekici olduğunu, kızın kendisine aşık olduğunu zanneder. Halbuki kızın bu tatlı bakışı ve gülümsemesi; “Buyurun amca, ayakta kalmayın. Ben nasıl olsa bir durak sonra ineceğim.” sözleriyle yaşlı aktör için bambaşka bir hal alır ve bir hayal kırıklığına yol açar.
--PAVYONDA--
Öykü 19 yaşında genç bir erkek olan kahramanın ilk cinsel deneyimini ve yaşadığı ortamda geçenleri anlatıyor.
Genç henüz liseden mezun olmuştur ve köyde yetişmiştir. Gerçi liseyi şehirde okumuştur ama burası da pek büyük bir yer değildir. Bu genç, askerliğini yapmak için geldiği Ankara’ da dayısı tarafından bir pavyona götürülmüş ve burada bir pavyon kadını ile dans etmiş, sohbet etmiştir.
Sohbet sırasında kadın, gence aşık olduğunu, onu sevdiğini ve artık burayı bırakarak onunla birlikte olacağını söyler. Genç buna inanmış ama bu masalın gerçek olmadığını büyük bir üzüntü ile öğrenmiştir. Genç bütün parasını o gece harcamıştır.Yaşadığı bu olay onun hayatında önemli bir tecrübe olacaktır.
--SONUNCU--
Bu öyküde, aralarında evlilik bağı olmamasına rağmen birlikte yaşayan ve büyük oranda cinselliğe dayanan bir birliktelik içinde olan bir çift anlatılıyor.
Bu çift on yıldır birliktedirler ve bu beraberlikleri artık eskisi gibi heyecan vermemektedir. Nitekim adam kadını aldatmış, bir başkasıyla birlikte olmuştur. Kadın bunu her nasılsa öğrenmiş ve birlikteliğe son vermiştir. Adam ise bunu kabullenememiş ve bir vesile ile kadınla tekrar buluşmuş ve ondan son bir şans istemiştir. İlişkiyi kurtarmak için girişilen bu sonuncu deneme önce başarılı olmuş ve kadın adamı affetmiştir. Ama birlikte yenilen yemekten sonra eve giden çiftin beraberlikleri bu buluşma ile sona erer ve bir daha görüşmezler.
--EVLİLİK AJANSI--
Rahmi Bey, orta yaşlarda ve hiç evlenmemiş olan biridir. İşi icabı Ankara ile İstanbul arasında çok sık seyahat eder ve bu seyahatlerinde genelde treni tercih eder. Yine böyle bir yolculuk sırasında, arka koltukta oturan iki bayanın konuşmalarına kulak misafiri olur.
Bayanların konuşmalarından anlaşıldığı üzere bu iki bayan hiç evlenmemişlerdir ve birbirleriyle okul arkadaşıdırlar. Bu iki iş kadını kendilerine birer hayat arkadaşı ararlarken başka bir arkadaşlarının tavsiyesi ile Swiss Otel’ in barına giderler. Gerçekten de orada Sermet isimli bir beyle tanışırlar. Bu bey bankacıdır. Bayanlar bu beyden oldukça etkilenmişlerdir. Onun boğazda yemek yeme teklifine olumlu yanıt verirler. Bu yemek sırasında Sermet Bey’ in ince tasarlanmış oyununa gelmişlerdir. Gerçekte Sermet Bey bu bayanlarla eğlenmiş ve yemek hesabını onlara ödetmiştir.
Genç bayanlar yaşadıkları bu olayı tren yolculuğu sırasında birbirlerine anlatarak eğlenmektedirler. Rahmi Bey’ de bu konuşmadan kendisine hesap çıkarmaktadır.
--ESKİ DEFTER--
Başarılı bir cerrah olan öykü kahramanının Ester ve Albert isimli iki doktor arkadaşı vardır ve bu iki arkadaşı Yahudi’dir. Ester ve Albert öykünün anlatıldığı zamanlarda nişanlıdırlar. Ama Ester ile öykü kahramanı birlikte olmaktadırlar. Yine bu birlikteliklerinden birinde Albert’ e yakalanırlar. Bu olaydan sonra Ester ve Albert ayrılır. Cerrah ise ikisiyle bir daha görüşmez. Ta ki 20 yıl sonra İstanbul’ a gelene kadar. Bu kez onları bulmaya karar verir. Araştırmasında Albert’ in İsrail’ e göç ettiğini öğrenir. Ester ise İstanbul’ dadır. Onunla telefonda görüşür ve akşam yemeği için onun evine gider. İkisi birbirlerini hala sevmektedirler. Ancak Ester, onunla beraber olamayacağını, çünkü kendisine çok büyük yardımları olan evli biriyle beraber olduğunu söyler.
Cerrah buna üzülür ama saygı duyar ve ayrılırlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Yaşantımızda her ne olursa olsun yaşanılan olaylardan devamlı ders almalı ve hayatımızda verecegimiz kararlarda oldukça iyi düşünmeli ve bizim için en iyi olanı şeçmeliyiz.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitaptaki şahıslar ve olaylar tamamen kitapta adı geçen öykülere aittir. Hepsi kendilerine özgü karakterlerdir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap bünyesinde bulundurduğu küçük öykülerle okuyuculara hem ders vermektedir.
6. YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Bener, 19 Nisan 1929'da, babasının Türk Lisesi'nde görevli bulunduğu Lefkoşe'de doğdu. Bener, İlk, orta, lise öğrenimini Anadolu'nun çeşitli kentlerinde tamamladı. Çocukluğunun ilk yılları Amasya, Erzincan, Bursa'da geçti. Oradan Zile'ye, Zile'den Bolu'ya, Bolu'dan Bergama'ya, Bergama'dan Kayseri'ye; Kayseri'de liseyi bitirdi." Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye şubesini bitirdi (1950). 1956 yılında da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden lisans diploması aldı. 1957'de gazeteci-yazar Fikret Otyam'ın kızkardeşi ile evlendi (1957). 1958'de staj için Brüksel'e gitti, burada bir yıl kaldı. Dönünce Hazine Genel Müdür Yardımcılığı'na atandı. Maliye Bakanlığı bünyesinde, Maliye Müfettiş Muavinliği, Hesap Uzmanlığı yaptı. 1963'te Paris Elçiliğimize Maliye Müşaviri olarak tayin oldu. Uluslararası Ekonomik İşbirliği Teşkilatı OECD'de, bir yıl maliye müşavirliği yaptı. Türkiye'ye dönüşünde Maliye Bakanlığı Hazine Genel Sekreterliği'nde kambiyodan sorumlu genel müdürlük görevine getirildi. OECD'de Türk heyetinin 2. başkanlığına atandı, 1973 sonuna dek bu görevini sürdürdü. Dönüşünde Emekli Sandığı Genel Müdürü oldu. Görevleri nedeniyle ABD'den Hindistan'a, Danimarka'dan İsrail'e kadar birçok ülkede bulundu. 1975'te kendi isteğiyle emekliğe ayrıldı. 1993'e kadar, bir süre avukatlık yaptı. Daha sonra tümüyle edebiyata yöneldi.
Yazarın başlıca eserleri şunlardır; Köleler Ve Tutkular, Sisli Yaz, Bürokratlar 1, Hınzır Kız, Gece Gelen Ölüm, Elifin Öyküsü,Tekilleşme, Bir Büyük Bürokratın Romanı Memduh Aytür, Günbatımı Öyküleri, Böcek, Yalnızlar, Ortadakiler, Denizaşırı Öyküler, Kedi Ve Ölüm, Dönüşler, Oyuncu, Anafor, Loş Ayna, Baharla Gelen, Işığın Gölgesi, Böcek, Ölü Bir Deniz, Sonbahar Yaprakları, Yalnızlar.

Yorum (0) Yorum yaz!

IRCForum Kırklareli Üniversitesi Forumu Oyun Oyna dizi izle Ender Saraç Suna Dumankaya Zayıflama tattoo dövme piercing dantel dantel kral oyun oyun Branda Çadır Sohbet Kelebek istanbul chat Oyun indir film izle okey oyna çet sikiş film izle online film izle netbildiri gothic nickleri ilginç bilgiler resimler emo resimleri üniversite li yozgatlılar sex hikayeleri porno izle liseli kızlar blog Mirc chat cet sohbet odaları maynet Sohbet Sohbet odaları Chat odaları oyun oyna porno izle sikiş sikiş araba arabalar araba resimleri arda turan arda turan resimleri Melekler Korusun - Gece Gündüz sex hikayeleri bedava film indir youtube Oyun indir Oyun indir kral oyun çelik kapılar sex hikayeleri porno izle oyunlar müzik dinle mp3 dinle ilahi dinle Turk chat Radyo dinle sohbet odaları islami sohbet dini sohbet KARAHANNBLOG film izle fernando meira full program indir oyun indir sgk kilo verme var mısın yok musun Deryalı Günler,Derya Baykal Saç Modelleri var mısın yok musun Mobile Phone müzik dinle Hair Style Komedi Dükkanı Film Tanıtım,Film Tanıtımı Hairstyles,Haircuts Survivor,Survivor İzle lida diyet zayıflama r10seoogle roman özetleri Prefabrik Evler Bilgi,Tarih,Edebiyat Altın Fiyatları Hair Style Hollywood Stars photos Hair styles|